Tags

Related Posts

Share This

Сбогом, Румелия – телевизионен филм

#

29.11.2012 11:48

Kanuni Muhteşem Yüzyıl’daki gibi değildi

Taha Akyol: „Günümüzün sorunlarını tarihle değil, günümüzün verileriyle düşünmemiz lazım.“

Röp: Aydın ŞAHİNALP

Fotoğraf: Fatih TÜRKÖLMEZ

Tümhaber olarak Hürriyet Yazarı Taha Akyol ile koyu bir sohbet gerçekleştirdik. Yılların gazetecisi Taha Akyol tüm sorularımızı samimi bir havada,  içtenlikle cevapladı.

Söyleşimizin konu başlıklarını, Akyol’un hazırladığı “Rumeli’ye Elveda ” adlı belgesel, Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını anlatan Muhteşem Yüzyıl dizisi ve Suriye’deki iç savaş oluşturdu.  İşte yakın tarihimizin bilinmezlerine ve bölgemizdeki gelişmelere ışık tutan keyifli röportajın ayrıntıları.

“ Rumeli’ye Elveda & 100. Yılında Balkan Bozgunu” adlı belgeseli çekme fikri nasıl ve neden ortaya çıktı?

“BEN OSMANLI TARİHİ KONUSUNDA ÇOK HASSASIM”

“Ben Osmanlı tarihi konusunda çok hassasım. Rumeli’nin kaybının Türkler için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu biliyordum. Yüzüncü yıl yaklaşırken böyle bir belgesel yapma fikri doğdu. Çalışmaya başladım ve oldu.”

“Rumeli’ye Elveda” belgeselinde, tarihçilerin “1. Dünya Savaşı’nın provası” olarak değerlendirdiği Balkan Savaşı tüm yönleriyle inceleniyor. Balkan savaşları sizce neden 1. Dünya Savaşı’nın provası niteliğindedir?

“BALKAN SAVAŞLARI HALKLARIN SAVAŞLARIDIR”

“ Balkan Savaşı’nın özelliği, halkın da iştirak ettirildiği, mobilize ettirildiği ilk savaştır.  Kanuni zamanına, orta çağlara gitmeye gerek yok… Napolyon Savaşları bile orduların savaşlarıdır. Hâlbuki Balkan Savaşı’na baktığımızda Bulgar ordusu ile ‘Bulgarlık’ fikri, Yunan ordusu ile ‘Yunanlık’ fikri, ‘Megola idea’ ideolojisiyle Rumluk fikri iç içe geçiyor. Ordular işgal ettikleri yerlerde kendi etnisitesinden olmayanları tehcir ediyorlar, katliam yapıyorlar, korkutarak uzaklaştırıyorlar. Kendi etnisitesinden olanları yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu Birinci Dünya Savaşı’nın ilk işaretidir. Özetle söylersek, tarihçilerin deyişi ile Balkan Savaşı’ndan önceki ordular aristokratik ordulardır. Balkan Savaşı’ndaki ordular ise halk ordularıdır, Halkların savaşlarıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda da böyle olmuştur. Ayrıca kullanılan teknoloji, askeri taktikler, askeri doktrinler bakımından da Birinci Dünya Savaşı’nın provasıdır. Bu bizim için yüzde yüz öyledir. Çünkü bizim açımızdan 1912 Balkan Savaşı 1922 milli ordunun İzmir’e girişi bu 10 yıllık bir savaştır. Bu zaman içerisindeki her savaş bir bütünün parçalarıdır.”

Balkan Savaşları planlanmış mıydı?

“ESKİDEN SADECE ORDULAR SAVAŞIRDI”

“Hayır, bu teknolojinin getirdiği, eğitimin getirdiği, matbaanın getirdiği, telefonun getirdiği bir sonuçtur. Daha önceki klasik çağlarda, devletin millete eğitim vermesi, okuryazar yapması gibi bir problem yoktu. Onun için Mohaç Meydan Muharebesi’ni kim kazanırsa kazansın, Macar köylüsünün hayatı değişmiyordu. Hâlbuki Balkan Harbi’ndeki Kumanova Savaşı’nı kim kazanırsa, ya Müslümanlar kazanmış olacaktı, ya da Sırplar kazanmış olacaktı.

Yani eskiden sadece ordular savaşırdı. Balkan Savaşı’ndan sonra halklar savaşmaya başlamıştır.

Yenice bozgununun ardından Yunanlılar esir almasın diye sürgündeki devrik Sultan Abdülhamit Han nasıl İstanbul’a getirildi?

“ABDÜLHAMİT YUNAN DENİZALTISIYLA SELANİK’TEN İSTANBUL’A GETİRİLDİ”

“Abdülhamit 31 Mart’tan sonra tahttan indirildi. Tahttan indirildikten sonra İstanbul’da kalırsa Abdülhamit yanlısı gösteriler olabileceği düşüncesiyle İttihatçılar tarafından Selanik’e gönderildi. Fakat Selanik düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, Abdülhamit gibi çok nüfuzlu bir Osmanlı hükümdarının düşman eline geçmesi korkunç bir skandal olurdu. O yüzden hükümet Abdülhamit’i İstanbul’a getirme kararı verdi. O zaman Ege Denizi Averof zırhlısı sayesinde tamamen Yunan kontrolü altındadır. O yüzden Abdülhamit bir Türk gemisiyle getirilemedi. Bunun yerine bir Yunan denizaltısıyla Selanik’ten İstanbul’a getirildi.

Yaklaşık 400 yılda gidilen Adriyatik kıyılarından 2 haftada Çatalca’ya kaçılıyor. Balkan savaşını neden kaybettik?

“EĞER OSMANLI ORDUSU MODERN EĞİTİM ALMIŞ OLSAYDI SELANİK’İ KAYBETMEZDİK”

“Osmanlı’nın Balkanlardaki hâkimiyeti tek tip değildi. Bazı yerlerde sadece askeri garnizon vardı. Bazı yerlerde idari teşkilat olarak vardı. Bazı yerlerde ise nüfusun azınlığı olarak vardı. Buraları kaybetmemek mümkün değildi. Bazı yerler de nüfusun önemli bir bölümü, hatta çoğunluğu olduğu halde kaybedildi. Bunun da sebebi askeri mağlubiyettir. Eğer Osmanlı ordusu disiplinini kaybetmemiş olsaydı, modern eğitimi iyi almış olsaydı, Balkan Harbi’nde yine toprak kaybedebilirdik ama hiç olmaz ise Selanik civarını, Kızanlık’ı, Kırcaali’yi, Batı Trakya’yı kaybetmezdik. Çünkü buralar Türk nüfusunun ya çoğunluk olduğu ya da en büyük nüfus grubunu oluşturduğu yerlerdi.”

Balkan savaşları sırasında “gece talimine Anadolu’dan gelen askerler ‘cin çarpar’ diye çıkmıyormuş” bu konuyu açıklar mısınız?

“OSMANLI ORDUSUNDA CİN KORKUSUNDAN GECE EĞİTİMİNE ÇIKMAYAN ASKERLER VARDI”

Osmanlı ordusunda cin korkusundan gece eğitimine çıkmayı reddeden rüştiye mezunu askerler vardı. Bulgarlar gece taarruzunda projektör yaktığında, ilk defa projektör gördükleri için bunu doğa üstü güç sanıp kaçan redif askerleri oldu. Bu modernleşmedeki gecikmenin bir sonucudur. Bizde Balkan Savaşı çıktığı zaman Bulgaristan’da okuryazarlık oranı yüzde 40 civarındaydı. Müslümanlarda okuryazarlık oranı yüzde 10 ya da 15’di.”

Sayın Taha Akyol, Ermeni tehciri ve bugünkü Kürt sorununun temelinde Balkan savaşlarının olduğunu dile getirdiniz. Bu konuyu ayrıntılarıyla anlatır mısınız?

“OSMANLI ORDUSUNDAKİ GAYRİMÜSLİMLER KARŞI TARAFI DESTEKLEDİ”

“Ermeni tehcirinin sebebi şu; Balkan savaşları biraz önce dediğim gibi halkların savaşıdır. Ordu silahlı halktır, halk silahsız ordudur. “ Megalo idea” dediğimiz zaman bu sadece Yunan hükümetinin politikası, Yunan ordusunun stratejik hedefleri değil aynı zamanda Yunan ve Rum halkının desteklediği şeylerdir. Bu yüzden de barış masalarında ya da savaş planları yapılırken hep nüfusa bakılıyor. Venizelos, Kars ve Sevr müzakerelerinde, Doğu Anadolu’da büyük bir Rum nüfusu olduğunu ileri sürerek İzmir’den itibaren işgale başlıyor. Böyle olunca devletlerin güvenliği, kendisine destek olacak nüfus kavramı açısından ölçülüyor. Bunda haklılık payı da var. Benim görüştüğüm Amerikalı Tarihçi Richard Hall, Osmanlı ordusundaki gayrimüslimlerin karşı tarafı desteklediklerini söyledi. Böyle bir çağ… Bu gayrimüslimler hain oldukları için değil. Bizde nasıl Türk fikri uyanıyorsa, onlarda da Rum fikri Bulgarlık fikri uyanıyor. Böyle olunca Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde Ermenilerin kimden yana tavır alacağı meselesi fevkalade önemliydi. Birinci Dünya Savaşı’na giriyorsunuz. 1913 Balkan Savaşı bitmiş. Yenilmişsiniz. Ve 1914’te Birinci Dünya Savaşına giriyorsunuz. Yenilgi değil bozguna uğramışsınız. Birinci Dünya Savaşı hayat memat meselesi. Talat Paşa, Meclis-i Mebusan’daki Ermeni milletvekilleriyle Rusları desteklemeyin bizi destekleyin diye görüştü. Ama bir anlaşmaya varamadılar. Bazı Ermeni milletvekilleri gidip Rus ordusunda gönüllü olarak Ermeni milislerine katılarak Osmanlı ordusuna karşı savaştılar. Artık bizimde Anadolu’da Türk nüfusuna dayanmamız gerekiyor düşüncesi tehcire yol açtı. Kürt konusundaki mesele şu; Balkan Savaşı’nın en önemli derslerinden birisi de çok iç içe geçmiş toplumların ayrı siyasi yönetimlere yönelmesi çok büyük facialar doğuruyor.”

Osmanlı tebaası ve Bizans düşünüldüğünde Balkan Savaşları’nda sadece Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar ulus devletleri olarak ortaya çıktı. Neden?

“MİLLİYETÇİLİĞİN DE TEMELİNDE MATBAA VARDIR, GAZETE VARDIR, MEKTEP VARDIR”

“Ulus devletlerinin ortaya çıkışı, 18. yüzyılın sonu 19. Yüzyılın başıdır. Ondan önce hiçbir coğrafyada ulus devlet yoktur. Bizans İmparatorluğu da Osmanlı İmparatorluğu da çok ulusludur. Bizans’ta insanları Rum yapmaya Helen yapmaya çalışmamıştır. Osmanlı da insanları Müslüman yapmaya, Türk yapmaya çalışmamıştır. Bu milliyetçilik ile birlikte ortaya çıktı. Milliyetçiliğin de temelinde matbaa vardır, gazete vardır, mektep vardır. Matbaanın, gazetenin, mektebin olmadığı çağlarda hiçbir coğrafyada milliyetçilik yoktur.”

Bundan sonra yeni bir belgesel çalışmanız olacak mı?

“Lozan’ı belgesel yapmayı düşünüyorum. Bu sene Lozan’ın 90. yıl dönümü. Lozan’ın başlangıcı 1922, imzalanması 24 Temmuz 1923’tür. Böyle bir düşüncem var.”

Son günlerde çok tartışılan bir konu: Kanuni Sultan Süleyman ve Muhteşem Yüzyıl adlı bir TV dizisi. Dizi ve polemikler hakkındaki görüşleriniz nedir?

“SULTAN SÜLEYMAN, MUHTEŞEM YÜZYIL’DA ANLATILDIĞI GİBİ DEĞİLDİ”

“KEŞKE ATALARIMIZ AT SIRTINDAN ERKEN İNİP TRENE ERKEN BİNEBİLSELERDİ”

“Tarihteki Kanuni Sultan Süleyman, Muhteşem Yüzyıl’da anlatıldığı gibi değildi. Ancak Kanuni Sultan Süleyman idealize edildiği gibi de değildi. Kanuni Sultan Süleyman nihayet üstün idareci ve komutanlık yetkileri bulunan bir dâhiydi. Ama nihayet bir insandı, melek değildi. Ömrü at sırtında da geçmedi. Yanlış hatırlamıyorsam 13 sefere katıldı. Almanya’nın ortalarından İran’a kadar 13 sefere katıldı. Ama bu seferlerin toplamı bazı tarihçilere göre bu 4,5 yıldır. Bazı tarihçilere göre en fazla 10 yıldır. Dolayısıyla bu at sırtından inmeyen atalarımız söylemi eskiden beri beni çok rahatsız eder. Bizim atalarımıza referansımız at sırtından inmedikleri için olmamalı. Kurdukları hukuk düzeni için olmalı, yaptıkları ilmi hizmet için olmalı, bıraktıkları mimari eser için olmalı. Keşke at sırtından erken inipte trene erken binebilselerdi.

Bir Başbakan herhangi bir diziyi kendi tarih görüşüne uygun bulmadığı için eleştirebilir. Ama Başbakan’ın eleştirisiyle senin benim eleştirim bir değildir. Başbakan’ın elinde kamu otoritesi var. Ayrıca Başbakan eleştirmekle de kalmadı, kanalın sahibine de çağrıda bulundu. Bu manevi bir baskıdır. Yargıyı göreve çağırarak bir otoriter tavır ortaya koydu. Bunu yanlış buluyorum.”

“GÜNÜMÜZÜN SORUNLARINI TARİHLE DEĞİL GÜNÜMÜZÜN VERİLERİYLE DÜŞÜNMEMİZ LAZIM.”

Suriye’de sizce nasıl bir gelecek olacak? Diyelim ki Esed gitti bu Suriye ve bölge için daha mı iyi olacak; yoksa durum daha mı kötü olacak?

“ESED SONRASININ NE OLACAĞININ BELİRSİZ OLMASI ESED’İN ÖMRÜNÜ UZATIYOR”

“Suriye’de Esed’den sonra ne olacağının belirsiz olması Esed’in ömrünü uzatan en önemli faktördür. Suriye’de iç savaş mı olacak? Etnik bölünme mi olacak? Radikal İslamcı bir rejim mi ortaya çıkacak? Yoksa Suriye’de bütün bunların yaşandığı bir iç savaş mı olacak? Bundan korktuğu için Amerika ve Batı, Esed’e karşı çıkmada ihtiyatlı davranıyor. Biz çok ileri gittiğimiz için şu anda yanımızda kimse yok. Türkiye Esed’e karşı çıkmada haklıdır. Türkiye Suriye’deki insanlık dramına sahip çıkmakta haklıdır. Esed rejimi gitsin diye bir siyasi çaba göstermede de haklıdır. Ama bu kadar ileri gitmek de haklı mıdır  bilmiyorum. Şimdi ben Bursa ile İstanbul ile Kütahya ile Şam’ın farkı yok. Kudüs’ün farkı yok söylemini yanlış buluyorum.  Günümüzün sorunlarını tarihle değil günümüzün verileriyle düşünmemiz lazım.”

 

 

Yorumlar

Yorum uyarısı: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kurallarına uymayan, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

İsim :

E-Mail :

Yorum :

Tüm Yorumlar